SDG bünyesindeki silahlı unsurların Suriye ordusuna, kadın yapılanması YPJ’nin ise İçişleri Bakanlığına bağlı güvenlik birimlerine katılması kararlaştırılırken, bölgedeki sivil ve idari kurumların da merkezi yönetime devredilmesiyle daha önceki özerk yapı sona erdi.
SDG lideri Mazlum Abdi, 25 Ağustos’ta yaptığı açıklamayla 2015 yılından bu yana Suriye’nin kuzeydoğusunda etkili olan yapının resmen feshedildiğini duyurdu. Böylece uzun süredir ülkenin en önemli siyasi ve askeri başlıklarından biri olan SDG’nin geleceği konusunda taraflar arasında varılan mutabakat uygulama aşamasına geçti.
Suriye’de Askeri Yapı Değişiyor
Fesih anlaşmasının en önemli unsurlarından birini SDG bünyesindeki silahlı güçlerin Suriye devlet kurumlarına entegre edilmesi oluşturuyor.
Anlaşma kapsamında 5 binden fazla SDG mensubunun Haseke bölgesinde konuşlu dört Suriye ordusu tugayına dahil edilmesi öngörülüyor. Böylece daha önce ayrı bir askeri yapı içerisinde faaliyet gösteren güçlerin, Suriye’nin resmi silahlı kuvvetleri içerisinde görev yapmasının önü açılmış oldu.
SDG’nin kadın yapılanması YPJ için de benzer bir süreç işletilecek. YPJ mensuplarının İçişleri Bakanlığına bağlı güvenlik güçlerine katılması ve özellikle Suriye’nin kuzeydoğusundaki güvenlik operasyonlarında görev alması planlanıyor.
Bu gelişme, bölgede yıllardır devam eden ayrı askeri yapılanmanın sona ermesi açısından kritik bir adım olarak değerlendiriliyor.
Sivil Yönetim Merkezi Hükümete Devrediliyor
Anlaşmanın yalnızca askeri güçlerin entegrasyonunu kapsamadığı belirtiliyor. SDG kontrolündeki bölgelerde faaliyet gösteren sivil ve idari kurumların da Suriye merkezi yönetimine devredilmesi kararlaştırıldı.
Bu düzenlemeyle birlikte eğitim, kamu hizmetleri, güvenlik ve yerel yönetim gibi alanlarda merkezi hükümetin yetkisinin genişlemesi bekleniyor.
Kürtlerin uzun süredir "Rojava" olarak adlandırdığı bölgede oluşturulan özerk idari modelin sona ermesi, Suriye’nin toprak bütünlüğü açısından da önemli bir gelişme olarak öne çıkıyor.
Bundan sonraki süreçte asıl belirleyici unsur ise merkezi yönetim ile bölgedeki Kürt siyasi aktörleri arasında varılan anlaşmaların sahada ne ölçüde uygulanacağı olacak.
Ankara’dan Gelişmeye Olumlu Mesaj
Türkiye, kuruluşundan itibaren omurgasında YPG’nin bulunduğu SDG yapılanmasını ulusal güvenliği açısından önemli bir tehdit olarak değerlendirdi. Ankara’nın temel taleplerinden biri, Suriye’nin kuzeyinde Türkiye sınırı boyunca ayrı ve silahlı bir yapılanmanın sona erdirilmesi ve bu güçlerin merkezi Suriye devlet yapısına dahil edilmesi oldu.
Suriye’deki yeni gelişmeye ilişkin değerlendirmede bulunan Dışişleri Bakanı Hakan Fidan da SDG’nin feshedilmesini olumlu karşıladı.
Fidan, Şam’da açıklanan metnin içeriğinin olumlu olduğunu belirterek, alınan kararların sahada da uygulanması halinde gelişmenin daha önemli bir anlam taşıyacağını ifade etti.
Bu açıklama, Ankara’nın SDG’nin merkezi yönetime entegrasyonu konusunda ortaya çıkan yeni tabloya temkinli ancak olumlu yaklaştığını ortaya koydu.
Türkiye Açısından Güvenlik Dengesi Değişiyor
SDG’nin feshi, Türkiye-Suriye sınırındaki güvenlik dengeleri açısından da önemli sonuçlar doğurabilecek bir gelişme olarak görülüyor.
Türkiye uzun yıllardır sınırının hemen karşısında YPG ağırlıklı silahlı bir yapılanmanın bulunmasına karşı çıkıyor. Geçmiş yıllarda gerçekleştirilen sınır ötesi operasyonlarla örgütün Türkiye sınırına yakın bölgelerdeki etkinliği sınırlandırılmaya çalışıldı.
Şimdi ise SDG unsurlarının Suriye ordusu ve İçişleri Bakanlığı bünyesine alınmasıyla birlikte, bölgedeki silahlı yapıların doğrudan merkezi Şam yönetiminin kontrolüne girmesi hedefleniyor.
Bu durumun gerçekleşmesi halinde Türkiye açısından sınır güvenliği konusunda yeni bir dönemin başlaması bekleniyor. Ancak Ankara açısından kararların açıklanması kadar uygulamanın nasıl gerçekleşeceği de önem taşıyor.
Kürtlerin Geleceği İçin Yeni Dönem
SDG’nin askeri yapılanmasının sona ermesi, Suriye Kürtleri açısından yalnızca güvenlik alanında değil, siyasi ve kültürel haklar bakımından da yeni bir dönemin başlangıcı anlamına geliyor.
Suriye yönetiminin Kürtlerin vatandaşlık hakları, kültürel kimliği ve dil konusundaki taleplerine ilişkin attığı adımlar, önümüzdeki dönemin en önemli başlıkları arasında yer alıyor.
Suriye Devlet Başkanı Ahmed Şara’nın yayımladığı kararnameyle Suriyeli Kürtlerin ülkenin "asli unsuru" olarak kabul edilmesi, Kürtler açısından önemli bir siyasi gelişme olarak değerlendiriliyor.
Kararname kapsamında Nevruz’un resmi bayram ilan edilmesi ve Kürtçeye "ulusal dil" statüsü verilmesi de dikkat çekiyor.
Bu düzenlemeler, yıllardır siyasi ve kültürel haklarının anayasal güvence altına alınmasını isteyen Suriye Kürtleri açısından önemli bir değişimin işareti olarak görülüyor.
Kürtçe Eğitim İçin Yeni Adım
Kürtlerin geleceği açısından en fazla dikkat çeken başlıklardan biri ise eğitim alanında atılan adım oldu.
Suriye resmi haber ajansı SANA’nın aktardığı bilgilere göre Kürtçe, 2026-2027 eğitim öğretim yılından itibaren okul müfredatına dahil edilecek. Kürtçe derslerinin haftada iki saat seçmeli olarak okutulması planlanıyor.
Ancak Kürt siyasi çevrelerinin talepleri bununla sınırlı değil.
Kürt tarafı, Kürtçenin yalnızca seçmeli ders olarak okutulmasının yeterli olmadığını savunuyor. Kürtçenin anayasal güvence altında resmi dil ve eğitim dili olarak tanımlanması yönündeki taleplerin sürdüğü belirtiliyor.
Bu nedenle önümüzdeki dönemde Şam yönetimi ile Kürt siyasi temsilciler arasındaki görüşmelerin önemli gündem maddelerinden birini dil ve eğitim politikalarının oluşturması bekleniyor.




