Genel Başkan Settar Aslan  Adana Şube 3. Olağan Genel Kurulları Konuşması

Sayın Orman Bölge Müdürüm,

Bölge Müdürlüğümüzün Kıymetli Bürokratları,

Sendikamız Genel Merkezinin Değerli Yöneticileri,

Adana Şubemizin Cefakâr Yöneticileri

Medyamızın Kıymetli Temsilcileri

Saygıdeğer Misafirler...

Sevgili Delege Arkadaşlarım

Teşkilatımızın Temel Direği Olan, Kıymetli Orman ve Tarım Emekçileri

Adana Şubemizin 3. Olağan Genel Kuruluna hoşgeldiniz.

Hepinizi, sevgi ve muhabbetle selamlıyorum.

Değerli Arkadaşlarım,

Bugün burada, güzel bir buluşmaya tanıklık ediyoruz.

Şube kongremizi, çok değerli konuklarımızın da katılımıyla, coşkulu bir şekilde icra ediyoruz.

Öz Orman-İş ailesinin mutluluğunu, sevincini, hepinizin gözlerinden okuyabiliyorum.

Mutluluğumuzun kaynağı, geride bıraktığımız süreçlerde hep birlikte başarılı ve güzel işler yapmış olmamızdır.

Öz Orman-İş’e güvenen ve destek olanlar, bu güvenlerinin boşa çıkmadığını gördüler.

Elbette buralara kolay gelmedik.

Arkamıza baktığımızda, neredeyse 15 yıllık emek mücadelesi ve alınteriyle yoğrulmuş bir başarı hikâyesi görüyorum.

Bu yüzden, sizlerin şahsında bütün Öz Orman-İş camiasını kutluyorum.

Saygıdeğer Misafirler, Değerli Arkadaşlarım...

Hafıza-i beşer nisyan ile malûldür.

Geçmişte yaşanan sıkıntıları kolayca unutabiliyoruz.

İzninizle sizlere, kendi geçmişimize doğru kısa bir yolculuk yaptırmak istiyorum.

Niyetim, bugün unutulmaya yüz tutmuş bir mücadele sürecini hatırlatmaktır.

Orman emekçilerimizin hak mücadelesi için, ilk defa 22 Temmuz 2003’te bayrağı çekmiştik.

O zamanki mücadelemizi, Tarım Orman-İş adıyla başlatmıştık.

Sendikamız, 2 ay sonra, 26 Eylül 2003’teki Birinci Olağan Genel Kurulda, Hak-İş’e katılma kararı almıştı.

Böylece Tarım Orman-İş daha da güçlendi; Orman Teşkilatımızda hızlı bir örgütlenme gerçekleştirdi

Orman Teşkilatında çoğunluğu sağladık.

Bakanlık, 16 Eylül 2004 tarihinde bize toplu iş sözleşmesi için yetki verdi.

Fakat maalesef, eski sendika, bir şey elde edemeyeceğini bildiği halde, sözleşme yetkimize karşı dava açtı.

Ancak 4.5 senelik bir hukuk mücadelesi sonunda, Orman Emekçilerimizin 1. Dönem Toplu İş sözleşmesi yapabildik.

Yaşadıkları yenilgiyi hazmedemeyen o malûm sendikacılar, bu kez de sendikamızın kapatılması için mahkemeye koştular.

Batıl amaçlarına ulaşabilmek için, yasalardaki boşluklardan ve yanlış yorumları kullandılar.

Emek örgütü olan bir sendikayı kapattırmak için ellerinden geleni yaptılar.

Bu uğurda, Türk-İş’in gücünü bile kullanmaktan çekinmediler.

Biz mücadelemizi, hukuk ve demokrasinin imkânları içinde yürüttük.

Hak ve hukukun tecellisine inandık.

Üyelerimizle birlikte mücadele ettik.

O süreç içinde, 15 Nisan 2008’de, Öz Orman-İş Sendikamız kuruldu.

Saldırı altındaki Tarım Orman-İş Sendikamız, 3 Mayıs 2008’de Öz Orman-İş’e katılma kararı aldı.

Böylece bayrak nöbetimiz, o günden sonra Öz Orman-İş çatısında devam etti.

Sendikamızı dava edenler, 4 yıl boyunca, 3 bin rakamının, 18 binden büyük olduğunu ispatlamaya çalıştılar.

Bu yüzden, ilk toplu sözleşmemizi, az önce de söylediğim gibi, 4,5 yıl sonra yapabildik.

O zor zamanlarda, üyelerimizin vefasına, sadakatine tanık olduk.

Haklı davamızda bizi yalnız bırakmayan üyelerimiz, sendikamız çatısı altında kenetlendi.

Böylece, ilk Toplu İş Sözleşmemizi 3 Mart 2009 tarihinde imzaladık.

Hemen sonrasında, 2. Dönem TİS için de Bakanlıktan yetki istedik.

Yetkimiz verildi.

Lakin o malum sendikacılar gene rahat durmadı.

TİS yetkimize karşı bir kez daha dava açtılar.

Elbette sonuç almaları mümkün değildi.

Bu kez davayı fazla uzatamadılar.

TİS yetkisini, 29 Haziran 2010 tarihinde, yine mahkeme kararıyla aldık.

Sözleşme müzakereleri hızla yürüttük ve 29 Ağustos 2010 tarihinde 2. Dönem Toplu Sözleşmemizi imzaladık.

Sözleşmeyle, üyelerimizin yıllardır var olan birçok sorununa çözüm getirdik.

3. Dönem Toplu İş Sözleşmesi için Bakanlıktan aldığımız yetkiye, bu defa itiraz etmediler.

Dolayısıyla 3. Dönem Sözleşmemizi, kamudaki diğer sözleşmelerle eşzamanlı olarak, 26 Ağustos 2011 tarihinde imzaladık.

Bu sözleşmede de üyelerimiz için yeni kazanımları elde ettik.

İlginçtir, 3. Dönemdeki yetkimize itiraz etmeyen eski sendika, 4. Dönem Toplu Sözleşme yetkimize itiraz etti.

Koskoca Orman Teşkilatında sadece 28 üyesi bulunan malûm sendika, 25 bin Orman Emekçimizi mağdur etmek için, bir kez daha mahkeme kapısına dayandı.

Bu haksız dava yüzünden, 4. Dönem Toplu İş Sözleşmemizi, 1 yıllık gecikmeyle, 15 Temmuz 2014 tarihinde imzaladık.

Geç olsa da, üyelerimize yeni ve ileri düzeyde haklar sağladık.

Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Mevzuatında yapılan köklü değişikliklerden dolayı, 5. ve 6. Dönem Toplu İş Sözleşmesi yetkimize, o malûm zevat itiraz edemedi.

Böylece, Orman Teşkilatındaki 5. Dönem Toplu İş Sözleşmemizi 17 Ağustos 2015 tarihinde; 6. Dönem Toplu İş Sözleşmesini ise; 16 Ekim 2017 tarihinde başarılı bir şekilde imzaladık.

Değerli Arkadaşlarım...

Sizlerin de bildiği gibi, Tarım Teşkilatındaki emekçilerimizden, orada örgütlenmemiz için yoğun talepler oldu.

Bunun üzerine, 2011 yılı sonlarına doğru, Tarım Teşkilatında bir örgütlenme çalışması başlattık.

TİGEM ve Tarım Bakanlığı çalışanı kardeşlerimizi, Öz Orman-İş çatısı altında toplamak istedik.

Bakanlık Teşkilatında çoğunluğu elde edemesek de, TİGEM emekçilerimizi, güçlü ailemize katmayı başardık.

Fakat Tarım-İş, TİGEM yetkimize karşı dava açtı.

Bu dava yüzünden, TİGEM sözleşmemizi, yaklaşık bir yıllık gecikmeyle, 18 Ağustos 2014 tarihinde sonuçlandırdık.

Orman Teşkilatımızda olduğu gibi, TİGEM çalışanlarımız için de önemli haklar elde ettik.

TİGEM’de 2. Dönem Sözleşmemizi 15 Temmuz 2015’te; 3. Dönem Sözleşmesini ise, 16 Kasım 2017’de imzaladık.

Tıpkı Orman Teşkilatı gibi, TİGEM emekçilerimiz de, Öz Orman-İş’ten önceki dönemlerde, adeta sefalete mahkûm edilmişti.

Kamudaki en düşük ücrete talim ettiriliyorlardı.

İmzaladığımız başarılı sözleşmelerle, TİGEM emekçilerimizin de ekonomik ve sosyal durumlarını büyük ölçüde iyileştirdik.

Hatta, Orman Emekçileriyle birlikte TİGEM emekçilerimizi de, kamuda en iyi ücreti alan işçiler safına taşıdık.

Elde ettiğimiz başarılı sonuçlara, üyelerimizin ve teşkilatımızın desteğiyle, akılcı müzakereler yürüterek ulaştık.

Tüm toplu iş sözleşmesi taslaklarımızı, teşkilatımızın katılımıyla hazırladık.

Üyelerimizden gelen talepleri, uzmanlarımızla birlikte akıl süzgecinden geçirdik.

Bir talebimizi elde etmek için şartlar uygun değilse, o talebimizi ileriye bıraktık.

Gücümüzü, alabileceğimiz hakları önceleyerek kullandık.

Bu stratejimizde de başarılı olduk.

Elbette sağlanan hakları yeterli görmüyoruz.

Zaman ve zemin müsait oldukça, elde ettiğimiz hakları daha da ileriye taşımanın mücadelesini vermeye devam edeceğiz.

Saygıdeğer Misafirler, Kıymetli Delege Arkadaşlarım...

İnsanlar gibi, kurumlar da; ilkeleriyle, kimlikleriyle, kişilikleriyle birlikte var olur.

Savundukları değerler silsilesi, kurumların; hayata, insana ve olaylara bakışını belirler.

İzninizde, Konfederasyonumuz Hak-İş’in ve sendikamız Öz Orman-İş’in değerlerinden ve sendikal anlayışından söz etmek istiyorum.

  • Hak-İş, maddî ve manevî kalkınmanın beraber yürütülmesi gerektiğine inanan emek örgütüdür.
  • Hak-İş, her zaman ve zeminde demokrasiyi ve sivil iradeyi savunur.
  • Hak-İş’in 40 yılı aşan tarihi, demokrasi ve emek mücadelesi olarak özetlenebilir.
  • Hak-İş, sadece ülkeye demokrasinin hâkim olduğu dönemlerde değil; demokrasinin askıya alındığı, hatta yok edildiği dönemlerde de mücadeleden geri durmamıştır.
  • Hak-İş, demokrasinin ayaklar altına alındığı 12 Eylül döneminde susmamış, cuntaya teslim olmamıştır.

Bu yüzden kapatılmış ve takibata uğramıştır.

Hak-İş;

  • Beşli Çete’lerin sesinin gür çıktığı 28 Şubat döneminde de susmamış; demokrasi ve millet iradesinden yana tavır almıştır.

Hak-İş;

  • Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin Cumhurbaşkanı seçmesinin engellendiği 27 Nisan e-muhtırası döneminde de, safını net olarak, millî irade ve demokrasiden yana belirlemiştir.

Hak-İş;

  • 12 Eylül 2010 referandumunda da, lafı hiç eğip bükmeden, ‘Demokrasi İçin Evet’ diyerek, yine milletin yanında yer almıştır.

Hak-İş;

  • Devletimizin bekası ve demokrasimizin istikrarı için, 16 Nisan Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi Referandumunda da tavrını millî iradeden yana koymuştur.

Tüm bu önemli süreçlerde, Öz Orman-İş de, mücadelenin ön saflarında bayrak sallamıştır.

Çünkü;

Bizim için ‘demokrasi’ bir fantezi değildir.

Bizler, emeğimizi ancak demokratik bir ortamda büyütebiliriz.

Emeğin hakkını, ancak demokrasinin var olduğu zeminlerde savunabiliriz.

Hak-İş ve Öz Orman-İş, tabanından kopmadan, sağduyulu bir sendikacılık anlayışı geliştirmiştir.

Emek mücadelesini, çatışma ve kavgayla değil diyalog ve uzlaşmayla yürütür.

Bizim sendikacılık anlayışımıza göre;

Uzlaşma; bir zaaf değil, çalışanların ortak menfaatlerin korunması ve geliştirilmesi için en emin yoldur.

İnanıyoruz ki;

Çalıştığımız işletmeler, işverenlerden daha ziyade, biz emekçilere aittir.

Çünkü işyerlerimiz, bizim ekmek teknemizdir.

Bizim anlayışımıza göre;

İşçi ve işveren, birbirlerinin düşmanı değil, aynı geminin yolcularıdır.

Gemi batarsa, hep birlikte batarız.

Hatta…

İşveren için bir işletmenin kaybedilmesi, yalnızca ‘kârdan edilen zarar’ olabilir.

Fakat aynı olay, bizim ekmeğimizin elimizden alınmasıdır.

İşte bu yüzden bizler;

Emeğimizin hakkı adına, işimize ve işyerimize sahip çıkarız.

Konfederasyonumuz Hak-İş;

Emeğin evrensel mücadelesini benimsemekle birlikte, kendisinin bu topraklara ait olduğunu unutmaz.

Bundan dolayı da evrensel ve yerel değerleri dengeli ve istikrarlı çizgide buluşturur.

Hak-İş;

Faaliyetlerinin merkezine insanı yerleştirir; tüm eylemlerinde, insan hak ve özgürlüklerini gözetir.

Türk Devleti’nin manevî mimarlarından Şeyh Edebali’nin vazetmiş olduğu;

“İnsanı yaşat ki, devlet yaşasın.” düsturu,

Hak-İş’in temel değerlerindendir.

İşte, Öz Orman-İş de;

Hak-İş’in tüm bu moral değerlerini benimsemiş, büyük bir sivil toplum kuruluşudur.

Saygıdeğer Konuklar, Sevgili Emekçiler...

Büyük mücadeleler verdik, birçok sorunumuzu çözüme kavuşturduk.

Elbette herşeyi halletmiş değiliz.

Çözüm bekleyen sorunlarımız var.

Hafızalarımızı biraz tazeleyelim.

Orman Teşkilatında hizmet kervanını yola koyduğumuzda; kadrolu çalışan sayımız, neredeyse parmaklar sayılacak kadardı.

Orman emekçilerimiz, her yıl kısa süreli de olsa çalışabilmek için büyük zahmetlere katlanırdı.

İşletmelerde, insan onuruyla bağdaştıramadığımız bir çalışma düzeni hüküm sürerdi.

O sıkıntıları aşmak için, birlikte mücadele verdik.

Konfederasyonumuz Hak-İş’in gücünü de arkamıza aldık.

Özellikle, o dönem Genel Başkanımız olan, şimdiki Onursal Başkanımız, TBMM’nin önceki İdare Amiri ve Çorum Milletvekili olan Sayın Salim Uslu’nun da büyük desteğiyle, bir ‘kadro zaferi’ elde ettik.

Böylelikle, 2007’de, üyelerimizin çok büyük bir bölümü kadroya kavuştu.

Fakat, kadro konusunda, önemli bir handikabımız bulunuyor:

Orman Teşkilatında norm kadro olmadığından, kişiye kadro veriliyor.

Kadrolu bir işçimiz emekli olduğunda veya işten ayrıldığında, kadrosu iptal oluyor.

Fakat, o işçimizin yaptığı iş, aynen orada duruyor.

Orman Teşkilatımız, kadrolu işçinin yerine, ancak kadrosuz, geçici işçi alabiliyor.

2007’de kadro almamızın üzerinden yaklaşık 10 yıl geçtikten sonra, geçici statüyle, kadrosuz çalışan işçilerimizin sayısı neredeyse kadrolu işçi sayısına ulaştı.

Ve biz, geçici işçilerimize kadro alabilmek için, neredeyse her gün siyasetin ve bürokrasinin kapılarını aşındırdık.

Cumhurbaşkanımızdan, değişik partilerden milletvekillerine kadar, kime nerede erişebildiysek derdimizi anlattık.

6 ay çalışıp, 6 ay işsizliğe ve aşsızlığa mahkûm edilen emekçilerimizin yaşadıklarını dile getirdik.

Nihayet, 2 Mart 2017 tarihinde, 5 bin işçimizin katılımıyla Ankara’da gerçekleştirdiğimiz Uluslararası Demokrasi Kongresi’nde, sorunumuzu bir kez daha anlattık.

Kongremizin açılışını onurlandıran, o zamanki Başbakanımız Sayın Binali Yıldırım’dan, çözüm için söz almayı başardık.

Böylece geçici işçilerimizin yıllık çalışma sürelerini 6 aydan 10 aya çıkarmayı başardık.

Bundan dolayı, huzurlarınızda;

  • Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’a,
  • Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanımız Sayın Binali Yıldırım’a,
  • Hak-İş Onursal Başkanımız Sayın Salim Uslu’ya,
  • Ve işçilerimizin çalışma süresinin uzatılmasında emeği geçen herkese teşekkür ediyorum.

Elbette süre uzatımıyla, sorun bütünüyle çözülmüş değildir.

Orman Teşkilatımızın ülke sathında yürüttüğü önemli hizmetler dikkate alınarak, her tür görev için sabit norm kadrolar ihdas edilmelidir.

Bu kadrolarda hizmet veren bir işçimiz emekli olduğunda veya işten ayrıldığında, o kadro hemen doldurulmalıdır.

Ülke topraklarının üçte birinde fiilen hizmet veren Orman Teşkilatımıza, şu anki işçi sayısı yetmemektedir.

Orman Teşkilatımızda, mevcuda ilave olarak, en az 10 bin yeni işçiye ihtiyaç vardır.

Bu ihtiyaç acilen giderilmelidir.

Değerli Misafirler, Sevgili Arkadaşlarım...

Elbette Öz Orman-İş, üyelerine daha iyi bir ücret sağlamayı temel ilke olarak benimser.

Fakat bununla yetinmez.

Bizim için önemli olan, Hizmet Sendikacılığıdır.

Bizim ilkemiz; üyemizin ağlayan gözü, gülen yüzü olmaktır...

Bu şu demektir: İyi günde birlikte olduğumuz gibi, zor ve sıkıntılı günlerde de üyemizle birlikte olacağız.

Bu düsturdan hareketle; geride kalan 8 yıldan beri, bütün üyelerimize Ferdi Kaza Sigortası yaptırıyoruz.

Bu sigorta, yılın her günü ve günün 24 saati için geçerlidir.

Mekân sınırlaması da yoktur.

Üyemizin başına bir kaza gelirse ve bunun sonucu ölüm veya sürekli sakatlık oluşursa, kişi başına 25 bin TL tazminat ödenmektedir.

Tüm üyelerimizin Ferdi Kaza Sigortası primlerini, sendikamızın bütçesinden karşılıyoruz.

Üyelerimizin cebinden bunun için tek kuruş çıkmıyor.

Elbette hiç bir üyemizin tırnağına taş değmesini istemeyiz.

Lakin, hayatın gerçeklerini görmezden gelemeyiz.

Allah korusun, bir üyemizin başına bir kaza geldiğinde, aile fertlerinin maddî sıkıntılarını hafifletmek de önemli bir adımdır.

Maalesef geride kalan 8 yıllık süreçte, 61 üyemiz, sigorta kapsamına giren nedenlerle yaşamını yitirdi veya sakat kaldı.

Bu üyelerimizin 60’ının sigorta tazminatlarını ödedik.

Konuşmamı tamamladığımda, Adana Orman İşletme’de çalışırken vefat eden kardeşimiz Cengiz Çuhalı’nın tazminatını da, huzurlarınızda ailesine takdim edeceğiz.

Bizim bu hizmetimiz, Türk sendikacılığı için hem bir ‘ilk’ hem de ‘örnek’ oldu.

Bizden sonra bazı işçi ve memur sendikaları da üyelerine Ferdi Kaza Sigortası yaptırmaya başladı.

Öz Orman-İş, eğitim konusuna da büyük önem veren bir sendikadır.

Bugüne kadar düzenlediğimiz eğitim seminerleriyle, yaklaşık 15 bin üyemize eğitim verdik.

Bu eğitimlerde, üyelerimize;

  • Sendikacılık mevzuatı anlattık,
  • Sosyal güvenlik hukukunu anlattık,
  • Toplu iş sözleşmelerimizi ve bunun uygulanmasını öğrettik,
  • İş sağlığı ve güvenliği eğitimi verdik,
  • İnsan ilişkilerini, etkili iletişimin yollarını anlattık.

Takdir edersiniz ki, bu eğitim konuları, hepimiz için büyük önem taşımaktadır.

Çünkü bu eğitimler, üyemizi yaptığı işle ilgili bilinçlendirmenin yanında, işini yaparken can güvenliğini sağlamak için de gereklidir.

Ayrıca, sendikacılık hizmetlerini layıkıyla yürütebilmek için bu bilgiler elzemdir.

Şunu da söylemeliyim: Birçok kurum ve kuruluş, üyelerine ve çalışanlarına eğitim veriyor.

İddia ediyorum; hiçbir kurum veya kuruluş, bizim kadar yaygın ve geniş bir eğitim çalışması yapmamıştır.

Bunu, dile getirmekten büyük onur duyduğumu bilmenizi isterim.

Değerli Arkadaşlarım...

Küreselleşen bir dünyada yaşıyoruz.

Yerküremiz, adeta büyük bir köy haline gelmiştir.

Hemen herkesin herkesle ilişkisi ve iletişimi başlamıştır.

Sermaye, büyük bir akışkanlık kazanmıştır.

Dolayısıyla büyük şirketler, dünyanın her yanını geziyor, uygun bulduğu yerde yatırım yapıyor.

Ülkeler arasında ticarî sınırlar azalıyor; mal ve hizmetler, ülkeler arasında rahatça alınıp satılıyor.

Sermayenin küreselleştiği bu ortamda, emek mücadelesinin ulusal düzeyde kalması düşünülemez.

Hak mücadelesi için, başka ülkelerin emekçileriyle dayanışma içinde olmak ve deneyimlerimizi karşılıklı paylaşmak zorundayız.

Konfederasyonumuz Hak-İş, birçok uluslararası emek örgütüne üyedir.

Konfederasyonumuza bağlı birçok sendikamız da, diğer ülkelerdeki, kendi işkollarında yer alan sendikalarla ikili işbirliğine gitmektedir.

Öz Orman-İş olarak biz de bu konuda bazı adımlar atmış bulunmaktayız.

Başta Azerbaycan, Arnavutluk, Belarus, Cezayir, Fas, Mısır, Rusya Federasyonu ve Uganda olmak üzere, bazı ülkelerdeki kardeş sendikalarla işbirliği çalışmalarımız devam etmektedir.

Dünya sadece bizden ibaret değildir.

Bizim kendi deneyimlerimiz önemli ve değerlidir.

Fakat dünyanın başka köşelerindeki ‘emek deneyimlerini’ de önemli ve değerli görmekteyiz.

Temsil ettiğimiz üyelerimizin hak ve menfaatlerini koruyup geliştirirken, o deneyimlerden de yararlanabileceğimizin bilincindeyiz.

Saygıdeğer Misafirler, Kıymetle Emekçiler…

Elbette bir sivil toplum örgütü olarak birinci önceliğimiz, üyelerimizin ekonomik ve sosyal menfaatlerini korumak ve geliştirmektir.

Bununla birlikte, ülke meselelerine ilişkin fikir oluşturmak, fikir geliştirmek ve bunu kamuoyuna duyurmak da bizim görevlerimiz arasındadır.

Hele de vatan ve millet meseleleri sözkonusu ise, bizim mutlaka söyleyecek sözümüz vardır.

Ve sözümüzü de mutlaka söyleriz.

Ülkemiz, 15 Temmuz 2016’da büyük bir felaketin kıyısından döndü.

Asker üniforması giymiş FETÖ teröristlerinin, ülkemize ve devletimize karşı bir darbe-işgal girişimine maruz kaldık.

Çok şükür, Türk Milleti bu alçakça girişime fırsat vermedi.

Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın çağrısı üzerine meydanlara inen milyonlarca vatan evladı, bu ülkeye kastetmek isteyen hainlere haddini bildirdi.

Övünerek söylüyorum ki, 15 Temmuz gecesinde, Hak-İş/Öz Orman-İş camiası olarak başarılı bir sınav verdik.

Darbe girişimi anlaşılır anlaşılmaz, tüm üyelerimize direniş çağrısı yaptık.

İnternet sitemizde, darbe girişimini kabul etmediğimizi ve direneceğimizi duyurduk.

Medyaya bildiri göndererek, demokrasi ve millet iradesinden yana tavır aldık.

Bu hain girişim bertaraf edildikten sonra, gördük ki fitneciler boş durmuyor.

Özellikle yurtdışındaki bazı mahfillerde, darbeyi yapanlara değil de darbeyi önleyen asil milletimize karşı bir kampanya yürütülüyor.

Bunun üzerine, dünya genelindeki sendikacı partnerlerimizi Ankara’da toplayarak, 15 Temmuz gerçeklerini anlatmaya karar verdik.

2-4 Mart 2017 tarihinde Ankara’da yaptığımız Uluslararası Demokrasi Kongresine, 43 ülkeden 150 kadar sendika ve konfederasyon başkanı ve yöneticisi katıldı.

2 Mart’taki açılış oturumunda, 5 bini aşkın işçimizin coşkulu tezahüratı altında, Başbakanımız Sayın Binali Yıldırım’ı şeref konuğu olarak ağırladık.

Kongrenin ana konusu 15 Temmuz hain darbe-işgal girişimi olsa da, salonu dolduran binlerce üyemiz, 5 ay 29 gün sorununu dile getirdi.

Ve Başbakanımız Sayın Binali Yıldırım, bu işçilerimizin yarasına merhem olacak müjdeyi verdi.

Neticede, geçici işçilerimizin 5 ay 29 gün olan azami çalışma süresi 9 ay 29 güne çıktı.

Tevazuya gerek görmüyorum; geçici işçilerimizin süre uzatımı ve taşeron işçilerin kamuya alınmasında, 2 Mart 2017’deki Uluslararası Demokrasi Kongremiz bir milattır.

Değerli hazirun…

Temsil ettiğimiz emek kesiminin birçok sorunu vardır.

Çalışma hayatımızın sorunları her geçen yıl azalmakta olsa da, bazı temel sorunlarımız henüz çözüme kavuşmamıştır.

En acı sorunumuz, işsizlik.

Büyük gayretlere rağmen, bu ağır sorunumuzu henüz kabul edilebilir bir yüzdeye indiremedik.

Elbette istihdam edilen insan sayımız her geçen yıl artıyor.

Fakat;

  • Bir yandan nüfus artışı,
  • Bir yandan, çevre ülkelerdeki olumsuz şartlardan kaçıp ülkemize sığınan mülteciler,
  • Ve daha önce çalışmayan nüfusumuzun da çalışma hayatına katılması,

gibi nedenlerden dolayı, işsizliği henüz dizginleyebilmiş değiliz.

Diğer taraftan; kayıtdışı istihdam diye bir sorunumuz var.

İşsizlik ve kayıtdışı istihdam, kayıtlı çalışan işçilerimizin hak mücadelesi önünde büyük birer engeldir.

Bir diğer ağır sorunumuz, vergi adaletsizliğidir.

Vergi sistemimiz, deyim yerindeyse ‘kümesteki kazları yolmaya’ odaklanmış bulunuyor.

Vergiyi, ‘kaçırma imkânı olmayandan’ yani ücretlilerden alıyoruz.

Bir de, kaçınılması mümkün olmayan tüketim kalemlerini vergilendiriyoruz.

Hal böyle olunca, vergi yükü emeğiyle çalışan dar gelirlilerin sırtında kalıyor.

Yıllardır dile getirmemize rağmen, ücretlilerin vergi oranları ve matrah dilimlerini adil bir düzeye çekemedik.

Hükümetimizden, bu konuda acil bir düzenleme bekliyoruz.

Henüz çözüme kavuşmamış bir diğer önemli sorun da Kıdem Tazminatı Fonudur.

Resmi açıklamalara göre, sigortalı işçilerimizin yüzde 80’den fazlası, kıdem tazminatını alamıyor.

Özel sektör işverenlerinin ezici çoğunluğu, işçinin kıdem tazminatını ödememek için çeşitli oyunlara başvuruyor.

Hak-İş olarak, uzun yıllardan beri, Kıdem Tazminatı Fonu kurulmasını savunuyoruz.

Bir gün dahi çalışsa, işçinin kıdem tazminatı güvenceye alınmalıdır.

Bu konuda işçi-işveren kesimleri tam mutabakat sağlayamadığı gibi, işçi konfederasyonları arasında da görüş ayrılıkları bulunuyor.

Hükümetimiz, işçi-işveren uzlaşması gibi bir şarta bağlamaksızın, bu sorunu bir an önce çözmelidir.

Bunda, ‘toplumsal yarar’ olduğunu düşünüyoruz.

Tabi çözüm derken, kıdem tazminatının süre veya miktar olarak küçültülmesine karşı olmadığımızın da bilinmesi gerekir.

Saygıdeğer Misafirler, Kıymetle Emekçiler…

Üzerinde yaşadığımız topraklar, pahalı ve maliyeti yüksek topraklardır.

Bu coğrafya, güzel olduğu kadar da zor bir coğrafyadır.

Tarih boyunca Avrupa-Asya-Afrika ekseninde kurulan büyük devletlerin merkezi, hep Anadolu olmuştur.

Böylesine cazip bir coğrafyayı yurt edinmişiz.

Ve herkesin gözü bu topraklarda…

Dolayısıyla, istesek de istemesek de, bizim her zaman bir ‘beka’ sorunumuz olmuştur, olacaktır.

Dört bir yanımız ateş çemberine benziyor.

Zannetmeyelim ki, Suriye’de yaşananlar yalnızca Suriye’yi ilgilendiriyor.

Batılı emperyalistler, Suriye üzerinden bizim ülkemizi kuşatmaya çalışıyor.

Türkiye bu kuşatma çemberini, Fırat’ın Batısında ve Doğusunda kırmayı başarmak zorunda.

Değilse, beka savaşını, 100 yıl önce olduğu gibi, yine Anadolu coğrafyasında yapmak zorunda kalacağız.

Çok şükür, emperyalistlerin, içimize sızdırdıkları terör unsurlarıyla bize karşı yürüttükleri kirli savaşı, açmış oldukları çukurlara gömmeyi başardık.

15 Temmuz’daki ihanet girişimini de, milletimizin feraseti ve Cumhurbaşkanımızın önderliğiyle boşa çıkardık.

Sınırlarımızın dışına ötelemeyi başardığımız terör unsurlarını, yuvalandıkları sınır ötesinde de bertaraf etmek zorundayız.

O bakımdan, ülkemizin ve milletimizin güvenliği ve geleceği için devletimiz tarafından yürütülen her türlü mücadeleyi destekliyoruz.

Kıymetli Misafirler, Sevgili Emekçi Arkadaşlarım...

Bizim genel kurullarımız, yasal gereklerin yerine getirildiği ‘formaliteden’ ibaret değildir.

Burada, geçmiş icraatımızın bir muhasebesini de yapıyoruz.

4 yıllık süreçte şubelerimizin yürüttüğü çalışmaları gözden geçiriyoruz.

Var olan eksiklerimizi tespit ediyoruz.

Ola ki yanlışlarımız varsa, bunları belirliyoruz.

Birbirimizi incitmeden, her türlü eleştiriyi dile getiriyoruz.

Eleştirilerin muhatapları olarak da, söylenen sözleri olgunlukla karşılıyoruz.

Tüm bunlardan muradımız ise; hatalarımızdan ders alıp, doğrularımızı pekiştirmek ve bundan sonrası için yolumuza daha emin adımlarla devam etmektir.

Şube Genel Kurulumuzda göreve seçilecek tüm arkadaşlarıma şimdiden başarılar diliyorum.

Bu duygu ve düşüncelerle;

Gerçekleştirmekte olduğumuz Şube Genel Kurulumuzun, tüm üyelerimize, sendikamıza ve ülkemize hayırlı olmasını diler, siz değerli haziruna selam ve saygılarımı sunarım.

Şimdi;

Merhum kardeşimiz Cengiz Çuhalı’nın Ferdi Kaza Sigortası tazminatı çekini takdim etmek üzere;

Merhumun eşi Esin Çuhalı hanımefendiyi kürsüye davet ediyorum.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.